Son dönemde Cumhuriyet mitinglerinde öne çıkan bir isim de Yaşar Okuyan oldu. Yaşar Okuyan, Tandoğan'dan Çağlayan'a, İzmir'den Manisa'ya tek mitingi kaçırmadı.
"Hiçbir partiyi desteklemeden" meydanlarda al bayrak sallayanları, "demek ki burası herkesin kaynaştığı yer" diye cesaretlendiren isimlerden biri oldu.
Mitinglerde muhtemelen "sol tandanslı" katılımcıların Yaşar Okuyan'a solcu siyasetçilerden daha büyük sempati beslediğini gözlemledim.
Televizyonlarda, giderek "bu dönemde herkes CHP'nin arkasında olmalı" konuşmaları yapmaya başlayınca şaştım kaldım. Doğu Perinçek'in Ermeni davasındaki "ulusalcı Viyana çıkarması"nda bile, "Türkiye savaşçısı" olarak karşıma çıkınca, fikrini beğeniriz beğenmeyiz ama "derdinin partiler üstü olduğuna" emin oldum!
Yaşar Okuyan'ı 1980 öncesinde MHP Genel Sekreter Yardımcısı olarak tanıdık. 12 Eylül'de MHP davasından 2 yıl hapis yattı.
Kendisiyle tanışmam ANAP döneminde oldu. Milletvekili bile değildi, ama ANAP için hiçbir beklentisi olmadan canla başla savaşıyordu.
Müthiş bir organizasyon üstadı olarak, "örgütçülüğün" nasıl yapıldığının dersini veriyordu. Sanırım Cumhuriyet mitinglerinin örgütlenmesinde de katkıları oldu.
Çok ilginç bir öyküsü vardı. 1964 yılında 14 yaşındayken yazları Yalova'da kalan Türkeş'e ekmek-süt götürürken, "tedrisat"ından geçmiş ve kendisini bir anda "ülkücü" olarak bulmuştu. 12 Eylül'ün hemen öncesinde MHP yöneticiliğinden istifa etmişti ama, 12 Eylül olduğunda "siyasi kızgınlıklarını unutup aslolan dostluktur" diye Alpaslan Türkeş'i saklamak için arkadaşı Halil Şıvgın'ın evine götüren adamdı!
12 Eylül öncesinin sert rüzgarlarının estiği dönemde, erkek kardeşi "komünist" olmuş, Okuyan soyadını taşımamak için de "Ekim devrimi"nden yola çıkarak soyismini "Ekim" olarak değiştirmişti. Şimdi genel başkanı olduğu HDP'de kardeşi de genel başkan yardımcısı!
Bugünlerde CHP için CHP'lilerden bile çok çalıştığını gözlemlediğim Okuyan'la ilgili enteresan bir bilgi de bana ulaştı. Arayıp, sordum. Meğer doğruymuş! Okuyan'ın babası meğer eski bir CHP yöneticisi değil miymiş?
Baba Okuyan 1950'li yıllarda İstanbul Fatih ilçe yönetimindeymiş, hatta CHP'nin Şehresmi bucak başkanlığını yapmış.
Okuyan'a bu bilgiyi sorduğumda, yanıtı şöyle oldu: "Doğru valla, babamın partisine döndüm."
Okuyan'ın CHP'den milletvekilliği gibi bir derdi yok. Olursa, sadece "samimiyetinin karşılık bulması" olarak sevinir. Teklif olsa da, olmasa da, "Ben artık sadece babamın partisi CHP için çalışırım" çizgisinde. Hakikaten, "küçük hesaplar" yapmadan, nasıl ANAP için canla başla çalıştığını, gazeteci olarak katıldığım gezilerden biliyorum. Okuyan'ı tanıdıktan yıllar sonra kendisine bakanlık koltukları da nasip oldu! "Adam gibi adam" olduğunu da asıl o zaman öğrendik. Çünkü Okuyan, "sıfatsız" haliyle bugün nasıl bir dost-arkadaşağabeyse, Bakanlık koltuğunda otururken de aynı Okuyan'dı. Bu yüzden benim için önemlidir! Dilerim Türk siyaseti, Okuyan'dan yine "aktif" olarak faydalanır!
Hakan Aygün/Bugün
Kaynak: jurnalturk.com internet sitesinden aynen aktardik.